8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Malatya Demokratik Kadın Platformu tarafından bir yürüyüş gerçekleştirilerek, basın açıklaması gerçekleştirildi. Paşaköşkü üzerinde bir araya gelen kadınlar, halay ve sloganlar eşliğinde Emeksiz Yüzüncü Yıl Kavşağına kadar yürüdü.
“Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa”, “Kadınlar sokakta mücadele alanda” sloganları atan kadınlar, “Ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe, sömürüye” dikkat çekti.
Eğitim Sen Malatya Şubesi Kadın Sekreteri Aysun Güngör, DEM Parti Malatya İl Eş Başkanı Nurhayat Şimşek ve SOL Parti Yeşilyurt İlçe Başkanı Seda Uçar'ın okuduğu açıklamda şu ifadeler yer aldı:
"Emeğimizin sömürülmesine, görünmez kılınmasına, ayrımcılığa; her türden baskıya ve şiddete
karşı direnişi simgeleyen bir mücadele günü 8 Mart. 169 yıl önce New York'ta tekstil işçisi
kadınlar günde yirmi saat süren ağır çalışma koşullarına rağmen düşük ücret almaya karşı
çıkarak örgütlü ilk kadın grevini gerçekleştirdi. Bu greve polis saldırdı. İşçiler fabrikaya
kilitlendi. Ardından çıkan yangında fabrika önüne kurulan barikatlardan kaçamayan 129 kadın
hayatını kaybetti.
Malatya Demokratik kadın platformu olarak geçmişten bugüne, emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesi uğruna
hayatını kaybeden işçi kadınların mücadelelerini selamlıyoruz. Ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe,
sömürüye, baskılara, savaşlara, otoriterliğe karşı sesimizi yükseltiyor; dünden aldığımız güçle
tüm kadınları örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.

İnsanca koşullarda çalışmak ve emeğinin karşılığını almak için Temel Conta’dan Digel
Tekstil’e, Şık Makas’tan Migros Depo’ya direnen, Gazze’den Rojava’ya, Ukrayna’dan İran’a,
Afganistan’a savaş koşullarında var olmaya çalışan tüm kadınları selamlıyoruz.
Dünyada ve ülkede yaşanan tüm krizlerin bedeli önce kadınlara ödetilmeye çalışılıyor. Neo-
liberal politikalar en çok kadınları etkiliyor. Kadınlar sermayenin çıkarına ucuz işgücü olarak,
düşük ücret, yarı haklar ile emek pazarına dâhil edilmeye çalışılırken, devletin kamu
hizmetlerini tasfiyesini “iş ve aile uyumunu sağlama” gibi bir kılıfa sokması en çok bize,
kadınlara zarar veriyor. Esnek, kısmi/yarı zamanlı ve evden çalışma bir seçenekmiş gibi
sunuluyor. Kadınların hane içinde bakımı, ev içindeki ücretsiz emeği aksatmadan istihdama
dâhil edilebilmesi sağlanmaya çalışılıyor; yani bize ataerki ile kapitalizmin çıkarlarını
kesiştiren bir çalışma alanı yaratılıyor.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Neoliberal politikaların iş yerine yansıması olan özelleştirmelerle, okulların, hastanelerin,
sağlık kuruluşlarının ve sosyal hizmetlerin özele devredilmesi bu hizmetlere ulaşmamızı
zorlaştırıyor aynı zamanda iş güvencemizi de ortadan kalkıyor. İş barışı bozuluyor aynı iş
yerinde aynı işi yaparken özlük ve ekonomik haklarımız farklılaşıyor. Ücretlerimiz düşüyor,
mobbing, şiddet ve taciz artıyor, hak aramayı imkânsızlaştıran kuralsızlık sistemi dayatılıyor.
Ekonomisinin 23 yıldır büyüdüğüyle övünen devlet, bir kriz yanılsaması yaratarak kamusal
hizmet kapsamında olması gereken sorumluluklarından çekiliyor. Kreşler, yaşlı-gündüz bakım
evleri gibi kamusal bakım hizmetleri tasfiye ediliyor. Teşviklerle sermayenin insafına bırakılan
özel kreş ve bakımevleri kadınların yüzde 69’unun asgari ücret ve altında çalıştığı koşullarda
kadın istihdamının önünde bir engel olarak duruyor. Kamu harcamaları kısılırken. Sosyal
hakların daraltılmasının boşluğu da ailenin yani aslında kadınların ücretsiz emeğiyle
dolduruluyor. “Annelik,” “vicdan,” “fedakârlık” değerlerinin sıkça gündeme getirildiği “aile on
yılı” politikaları çerçevesinde, bakım ve ev içi emek kadınların omzunda bir yüke
dönüştürülüyor. Çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı yarı zamanlı çalışma modeliyle, bakım ödenekleriyle, komşu annelik gibi uygulamalarla “hükümetin enformel çalışanları” haline
getirilirdik. Emeğimizin sömürüsü katmerlenerek artıyor.

Bakımın toplumsal bir sorumluluk olduğunun altını çiziyor, kadın doğasının/fıtratının bir
parçası olduğu anlayışının yerleştirilmesine ve cinsiyetçi iş bölümünün kurumsallaştırılmasına
itiraz ediyoruz. Bu politikaların kadınları istihdam dışında bırakmaktan, hane içi emeğimizin
görünmez kalmasını ve değersizleştirilmeye devam edilmesini sağlamaktan başka bir şeye
hizmet etmeyeceğini biliyoruz.
Türkiye’de kadın işsizliği yüzde 45’lere ulaştı. Yoksulluk, barınma, beslenme gibi temel
ihtiyaçlarını karşılayamadığı için eğitimin dışına itilen yüzbinlerce kız çocuğu eğitim
hakkından faydalanamıyor. Kesintili eğitim sistemi, MEB yönetmeliklerinde yapılan
değişiklikler, “milli ve yerli” eğitim müfredatı ve şimdide de karma eğitimin tartışmaya
açılmasıyla demokratik bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve laik eğitim ortadan kaldırılırken,
çocuklara çok küçük yaştan itibaren katı cinsiyetçi iş bölümünü yeniden üretiliyor.
Değerli Basın Emekçileri,
MESEM projelerinde 77.715 kız çocuğu, çocuk işçi olarak hem ucuz işgücü hem de her türlü
tacize ve istismara açık sermayenin emrine veriliyor. Bu sistemin getirdiği can yakıcı
sonuçlardan birini de TBMM’de gördük. Stajyer öğrencileri istismar edenler serbest bırakıldı!
İSİG verilerine göre iş yerlerinde işçi güvenliği ve sağlığına yönelik tedbirlerin alınmadığı için
iş cinayetlerinde 13 kız çocuğu, çocuk işçi katledildi. Dilovası’nda Ravive Kozmetik’teki
yangında hiçbir önlem alınmadığı için adeta göz göre göre katledilen üçü çocuk yedi işçiyi
unutmadık, unutturmayacağız!
Bize yoksulluk ve yoksunluk dayatan bu sisteme; herhangi bir sosyal güvence olmadan, kayıt
dışı, açlık sınırının altında ücretle çalıştırılmaya, yarım ücret almaya, güvencesiz bırakılmaya,
çocuk yaşta işçileşmeye, çalışırken ölmeye, cam tavanlara, kırık merdivenlere itiraz ediyoruz.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Günde en az 3 kadın katlediliyor. Türkiye’de bir hafta içinde , 6 kadın katledildi. Hatta aynı şehirde aynı gün aynı isimde iki kadın arkadaşımız katledildi. 2026’nın ilk ayında 22 kadın öldürüldü; 14 kadının ölümü ise kayıtlara 'şüpheli' olarak geçti. Bu cinayetler
bir ihlale, politika boşluğuna ve sistematik cezasızlığa işaret ediyor. Cezasızlık ve hukuksuzluk
nedeniyle failler kadınlar için tehdit olmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi'nden
hukuksuzca çıkılması, 6284 Sayılı Kanun'un etkisiz hale getirilmesinin yanında, iktidar ve
gerici-milliyetçi ittifakı, tüm kurumları ve medyasıyla kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını, nefret
söylemini yaygınlaştırıyor. Medeni Yasa’nın kadınların lehine maddelerini hedef haline getiren iktidar, yanına tarikat ve cemaatleri de alarak mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımlarımızı
gasp ediyor.

Siyasi İslam dayatması kadınların kamusal hayattan çekilmesini ve kadınlar için yaşamsal olan
laikliği hedefe koyuyor. Laiklik, kadınların yaşam ve eşitlik güvencesidir. Devletin ve hukukun
dinselleştirilmesi, patriarkal düzeni güçlendirirken kadınları hem kamusal alandan hem de
emek süreçlerinden dışlamayı hedefler. “Kutsal aile” söylemiyle kadın emeğini görünmez ve
karşılıksız kılmak isteyen bu düzene karşı laikliği savunmak, aynı zamanda kadınların
ekonomik ve toplumsal özgürlüğünü savunmaktır. Laiklik olmadan eşitlik, eşitlik olmadan
özgürlük olmaz.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Dünyada ve bölgemizde devam eden savaşlar, çatışmalar ekonomik ve toplumsal krizleri
derinleştiriyor. Bu koşullarda, emekçiler, halklar ve kadınların içinde bulunduğu şartlar daha da
ağırlaşıyor.
Çatışmadan sonra geçiş süreçlerinde de kadınların hedefe alındığını görüyoruz. Afganistan'ın
kölelik hükümlerine yer veren ceza yasası, kız çocukların eğitiminin yasaklanması, dans
etmenin ve dans edenleri izlemenin suç sayılması, Suriye’de Lazkiye Valiliği’nin kamuda
çalışan kadınlara makyaj yasağı, Şam kırsalındaki El-Tel Belediye Meclisi’nin kadın giyim
mağazalarında erkeklerin çalışmasını yasaklaması, Rojava’da çetelerinin kadın bedenine ve
kazanımlarına dönük saldırılar kadın soykırımının bir parçası olarak devam ediyor.
ABD–İsrail’in İran’a yönelik saldırısını kınıyoruz. Bu saldırı, bölgeyi yeniden dizayn etme, enerji kaynaklarını ve jeopolitik alanı kontrol altına alma hedefinin bir parçasıdır. İran’daki baskıcı ve antidemokratik rejim emperyalist müdahaleye gerekçe olamaz; emperyalizm halklara özgürlük değil bağımlılık ve yoksulluk getirir. Savaş ve işgal politikalarını reddediyor, barıştan ve halkların birleşik mücadelesinden yana olduğumuzu vurguluyoruz.
Ülkemizde de tekçi, faşizan ittifak varlığını gerginlik, kutuplaşma ve çatışma politikalarından
beslenerek sürdürüyor. Savaş politikaları ile kışkırtılan milliyetçilik; açlık ve yoksulluğun,
sistematik hale gelen ihlallerin ve kadın cinayetlerinin üstünü örtmenin aracı haline getiriliyor.
Anayasa'yı, temel hak ve özgürlükleri askıya alan iktidar, en küçük hak arama taleplerimizi bile
baskı, gözaltı ve tutuklamalarla engellenmeye çalışıyor. Cezaevlerinde de ciddi hak ihlalleri,
hasta tutsakların ölüme terk edilmesi, görüş ve telefon yasaklarıyla süren tecrit politikasıyla
tutsakların zor olan yaşam koşulları daha da zorlaşıyor.
Örgütlenerek bir öz güce ulaşan kadınlar olarak, birbirimizden öğrenerek, dayanışarak bu
karanlığı aşacağımızı biliyoruz. Rojava'dan Filistin'e, Afganistan'dan İran'a sınırları aşan kadın
mücadelemizle kadınların sesini, sözünü, eylemini çoğaltarak hep birlikte bu karanlığı aşacağız,
karanlığa teslim olmayacağız.
Bu 8 Mart'ta da kadınları YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE
KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ! şiarı
ile işyerlerimizde, alanlarda, yaşadığımız her yerde mücadele etmeye, eşitlik, özgürlük, emek,
hak, adalet, barış ve laiklik için yıllardır verdiğimiz mücadeleye omuz vermeye çağırıyoruz.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa'nın etkin bir şekilde uygulanması, kadına yönelik
şiddetin önlenmesi için ALANLARDAYIZ!
Güvenceli iş, güvenli gelecek demek için, insanca yaşamaya yetecek ücret için
ALANLARDAYIZ!
Kadın yoksulluğunu derinleştiren politikalara son verilmesi, kadın istihdamını artıracak sosyal
politikaların hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ!
Çalışma hayatında kadına yönelik her türlü ayrımcılığın son bulması, esnek çalışma
biçimlerine, cinsiyetçi iş bölümüne, ücret eşitsizliğine karşı sözümüzü örgütlemek için
ALANLARDAYIZ!
ILO'nun İşyerinde Taciz ve Şiddeti Önlemeye yönelik 190 sayılı Sözleşmesinin onaylanması
için ALANLARDAYIZ!
Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyet sağlanması için ALANLARDAYIZ!
Kadın istihdamının önündeki engellerden olan çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımının kamusal
hizmet olarak sunulması, ev işlerini kadının üstünden alacak sosyal politikaların yapılması ve
hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ!
Deprem gibi Olağanüstü durumlarda devletin üstlenmediği sorumlulukların kadınlara yüklenmemesi için ALANLARDAYIZ!
Tam zamanlı, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde hizmet veren kamu kreşlerinin açılması için
ALANLARDAYIZ!
8 Mart'ın kadınlar için ücretli izin günü sayılması için ALANLARDAYIZ!
Kadınlar ve LGBTİ+'lara yönelik her türlü ayrımcılığı ve şiddeti önleyen yasal düzenlemeler
yapılması için, Kadın Bakanlığı kurulması, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının yapılması
ve hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ! Eşit ve özgür olduğumuz, sömürünün baskının ortadan kaldırıldığı bir gelecek için
ALANLARDAYIZ!
Hayatlarımıza sahip çıkmak için ALANLARDAYIZ!
Savaş ve işgal politikalarına geçit vermemek için, barış içinde bir arada yaşamak için
ALANLARDAYIZ!
Demokratik ve laik bir ülke için ALANLARDAYIZ!
Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz bizimdir demek için ALANLARDAYIZ!
Doğamıza ve yaşam alanlarımıza sahip çıkmak için ALANLARDAYIZ!"